19 Haziran 2009 Cuma

Nerden başlamalı? İyiliğin kökeninden belki

Belki de iyilik nedir sorusundan? Niye iyi olunmalı bu kötü dünyada? İnsan olmak için olmazsa olmaz bir şey mi ki iyilik? Kesinlikle...

En çok devrimcilerin iyiliğe ihtiyacı var ve en zor iş de onların çünkü kendilerini, bazı tarihsel gereklilikler dolayısıyla iyi zannetme hatasına düşüyorlar. Halbuki iyilik elde edilen değil üretilen bir şeydir. Ve devrimciler (her ne tür olurlarsa, neye inanırlar ve güçlerini, kudretlerini hangi kitaptan alırlarsa alsınlar) bu konuda en savunmasız insanlardır. Neredeyse, aynı senin gibi yeni doğmuş bir bebek gibi savunmasızlardır çünkü iyiliğin içlerinde bir tohum gibi yerleştirildiğini zannederler. Tam da budur onları güçsüz kılan. Kendini mutlak iyi sayan, kendi karanlık yüzünü göremeyen tehlikededir. Ursula teyzen ne güzel demiş: bir Mum yakan, bir de gölge yaratır.

Sen Güney... Yaktığın mumların gölgesini hiç unutma. O da senin ayrılmaz bir parçandır. Kötü taraflarını görmeyen, onu kontrol edemez. Biz insanlar, ancak bildiğimiz düşmanlarla çarpışabiliriz.

Ve kötülük de, ölüm gibi yaşamın bir parçasadır. Sen doğdun, yaktığımız en güzel ışıksın; gölgenle ilk başta biz mücadele edeceğiz ama esas olan senin gölgeni görebilecek gözlere sahip olmandır. Küçükken okuduğum bir Red Kit macerasında, gölgesinden hızlı silah çeken silahşörü hiç unutmadım. Sen benim minik silahşörümsün ve inanıyorum ki, hiçbir zaman, gölgeni öldürebileceğini sanacak kadar saf olmayacaksın. Kendine güvenle, aptal cesareti arasındaki fark önemli... Çekeceğin hiçbir silah, bir çift açık zihin kadar güçlü değildir. Oğuz Amca’nın dediği gibi, “Akıl en büyük hazinemizdir”.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder